31 Ocak 2012 Salı

30.01.2012 Kayserispor:1 - BJK:0 ST Süper Lig

6günde oynanacak 3 maçın ilkinde memleket karlar altındayken Kayseride çıktık. Eksik oyuncular, saha ve zemin şartları ve rakibin dişli olması beni kafadan 1 puana razı etmişti. Ama bu kafadan gol yemek zorundayız anlamına gelmiyordu tabi. 47. snde kalemizde golü görmek böyle bir maçı oldukça zora soktu. Golden sonra toparlanıp sazı ele alalım dediğimiz anlarda bir türlü bunu başaramadık çünkü Kamil sağolsun ortasahada top alıp oyuna şekil verecek oyuncularımızı henüz topla buluşmuşken dilim dilim doğrayan genç Kayserili oyuncuları bundan men edecek en ufak bir tedbir almamıştı. Top kayıplarımızı hızlı toplarla özellikle Troisiyi defansın arkasına kaçırmayı başaran rakip sıkıntılı anlar yaşamamıza neden oluyordu. Diğer taraftan hala Fernandes Q7 gibi isimler topla her buluştuğunda sert müdahaleler alıyor ve özellikle Fernandesin hakeme isyanı zıvanadan çıkmaya başladığını gösteriyordu. Çok geçmeden kendisine verilmeyen adaleti kendince aramaya kalkarak ilk sarısını gördü ve devre bitmeden 2. sarıyla oyundan atıldı. Fernandes denen adamı 2 senedir izliyoruz, ilk kez bir maçta kırmızı görüyor ve ilk defa şu solda gördüğümüz gibi güçlükle zaptedilecek kadar sinirleniyor. Neden acaba?
Karşılaşmanın ilk yarısında zaman zaman gole yaklaştığımız anlar olsa da zor anlar yaşadık. Şotanın Beşiktaşı çok güzel çalıştığını ve bunun sonucunda kurduğu planın çokta güzel işlediğini gördük. İlk Kayseri maçı gibi şanssızlıklardan dem vurmak dışında bu anlamda Şotanın hakkını da teslim etmeliyiz. Takımının en golcü ismi Gökhan Ünalı yanında oturtmuş ve muhtemelen gol yemesi durumunda set hücumu yapmak için kullanmak üzere bekletmekteydi. Zira maça onla başlasa Sivok ve Egemenin kucağına teslim edecek ve sittin sene istediği pozisyonları bulamayacaktı. Onun yerine defansın en dengesiz bölgesine yani Ekremin üzerine Troisiyi salmış ve maç boyunca gerek Troisinin sürat ve becerisi, gerek Ekremin yeteneksizliği ve saçmalaması sonucu bu bölgede çok etkili olmayı başarmıştı. Diğer kanatta da bunun kadar etkili olmasa da Sefa ile pozisyonlar yakaladı ve Furkan ile Abdullahın dinamizmini Beşiktaşın oyun kurmasını engellemek için kullandı. Plan işe yaramıştı üstelik çok erken gol bulduğu halde vazgeçmeden oyunu Beşiktaşın yarı sahasında oynamaya devam ederek kalesini tehlikelerden uzak tutmuştu.
İkinci yarı Beşiktaşın en önemli ismi eksilince daha kontrollü oynayarak ve ortasahayı daha da boğarak skoru tutmayı planladı. Fakat bu devrede Beşiktaş etkili olmaya başlamıştı. Eğer Kamil kamillik yapmayıp ayan beyan gözünün önünde 2. sarıyı hakeden Kayserili Pekariki atmayı becerebilse belki de şu sıralarda tek yandığımız Fernandesin kırmızısı olacaktı. Fakat Kamil bunu da batırdığı gibi bu dakikadan sonra iyice bokunu çıkardığını farketmiş olacak hatalarını yeni hatalarla giderme çabasına girdi. Saçma sapan pozisyonlarda lehimize fauller çalıyordu ki bunlar  ilk yarı çalmadıklarının yanında çerez kalacak cinstendi. Keşke hiç içine sıçmasaydı da biz efendi efendi yenilseydik. Zira Kayseri deplasmanında alınacak mağlubiyet hiçte hazmetmesi zor bir sonuç değildi.
Nihayetinde maç içinde kamilin sinirimizi bozması dışında umutlanabileceğimiz şeylerinde olduğu bir akşamdı. En çok sevindiğim belkide geldiğinden beri ilk defa hücumda bu kadar net etkisini gördüğüm Simao oldu. İlk yarı Pektemek ve Necipe hazırladığı pozisyonlar önümüzdeki Avrupa maçları derbiler ve play-off günleri için umut vericiydi. Q7nin Fenerbahçe maçına yetişmese de Galatasaray maçında bıraktığı formuna yaklaşabileceğini umuyorum. Birde Hilbertin artık takıma geri gelmesi için dualar etmeye başladım...
Takım Perşembe Mersin Pazar Fenerbahçe ile oynayacak. Program açıklandığından beri 6 günde 3maç oynayacak olmanın verdiği rahatsızlıkla Carvalhall isyan ediyordu. Bir de üzerine hava şartları bindi ve takım maçtan sonra İstanbula dönemedi. Salı günü geri gelecek takım doğru dürüst yenileme antrenmanı yapamadan yıpranmış bir şekilde Mersin maçına çıkacak. Fernandes ve Sivokun cezalı olduğu bu maçta da muhtemelen yüksek mücadele seviyesi karşısında zorlanacak ve Pazar günü dayak yemiş bir şekilde Kadıköye gidecek. Hadi bakalım tff bu muhteşem planlamalarından dolayı hakettiğin bedduaları yükle sırtına... 

25 Ocak 2012 Çarşamba

24.01.2012 BJK:3 - Gaziantepspor:2 ST Süper Lig

Halihazırda eksik olan takımdan bir de geçen haftaki saçma kırmızıyla İsmaili kaybedince 3/4ü emanetçiden müteşekkil bir geri dörtlü ile çıkacağımız maçta rakibinde önemli eksikleri vardı. Üretkenlik sorunu yaşasak da içerdeki maçlarda bir şekilde bunun üstesinden gelmeyi başarmıştık. Bu maçta da klasik iç saha temposuyla maça başladık.  Gözler İsmailin yerine forma şansı bulan Tanjudaydı hatta rakipte onun kanadıyla fazlaca haşır neşir olmaya çalışıyordu. Fakat Tanju bölgesinde çok sırıtmamış arkada dikkatli olduğu kadar zaman zaman hücumlara da katılmaya çalışmıştı. Diğer emanetçi bek Ekrem ise işin kolayını bulmuş mümkün olduğunca arka tarafta kalarak en azından birincil vazifesini daha iyi yapmayı hedefliyordu. Maçın genelinde skor olarak geride ya da berabere olduğumuzdan özellikle 2. yarı öne yüklenince zaman zaman kendi yarı sahamızda geniş alanlar oluşmasına sebep olduk. Bunlardan birinde Cenkinde gaza gelip kaleyi yanlış terk etmesi sonucu maçın heyecanlı anları başlamış oldu. İçerde kazanma alışkanlığı kazanmış takımın böyle bir kazaya uğramaması için kalan kısa sürede zor bir iş becermesi gerekiyordu. 
Skor olarak geri düşmek artık hocaya tüm kozlarını sahaya sürme zorunluluğu hissettirmiş olacak Pektemek Necip ve Holoskoyla hamlelerini yaptı. Bu hamleler tek başına maçı çevirmiştir denemez maçın kazanılmasında en büyük faktör beraberlikten hoşnutken galibiyet golüne ulaşan Antepli oyuncuların zaman geçirme ve tempo düşürmeye yönelik hareketlere bürünmeleri olmuştu. Bu tarz bir oyunla hem kendi motivasyonlarını kaybetmiş hemde Beşiktaş oyuncularını ve tribünlerini daha agresif olmaya itmişlerdi.
Ayrıca yaptıkları zorunlu değişiklikler yüzünden kalecilerini sakatlandığı halde değiştirememeleri de çok büyük handikap olmuştu. Fakat bundan yeterince yararlanabildiğimizi söyleyemeyiz zira bu dakikalarda kaleyi bulan şutlar atmakta zorluk yaşıyorduk.  Fakat genel olarak üstün oynadığımız ve fazlaca pozisyon ürettiğimiz maçı harika bir uzatma dakikası golüyle kazanmayı becerdik.
Bu gol sonrasındaki mizansenler çok çarpıcıydı. En çok göze batan Carvalhallin sağ açık edasıyla köşe gönderine kadar attığı depar ve takımla bütünleşmesi, golün hazırlayıcısı olan Toramanın golden sonra patlamış kafasından akan kanlara aldırış etmeden yaşadığı coşkusu oldu.
Son haftalarda şanssızlığını kıran ve her maç hem gol atan hemde performansını arttıran Almeidanın bu maçta da attıkları ve kaçırdıklarıyla göz doldurduğu söylenilebilir. Fernandes ilk yarı çok sahneye çıkmasa da ikinci yarı çok fazla sorumluluk alarak harika işler yapmayı yine becerdi. Simao güzel bir asiste imza atmış olsa da hala Q7 etkisi yaratmayı becerecek forma erişemedi. Edu zaten kısıtlı olan kalitesini farklı pozisyonda oynadığı ve şanssız olduğu bu maçta da hiç gösteremedi. Orta sahanın köleleri Ernst-Veli-Necip standartlarını yine korumayı başardılar ve bir zorlu maçı daha arkamızda bıraktık. Biriken sarı kartların cezaya dönüşmeye başladığı bu haftalarda kaybettiğimiz isimlerin yerine sakatlıktan dönenleri koyabilirsek çok iyi olacak. Q7 sakatlığı sürecini puantaj olarak iyi idare ettik. Artık Avrupa maçları ve derbiler yaklaştı ideal 11imizi tekrar sahaya sürmek ve çıkışa geçmek zamanıdır...

21 Ocak 2012 Cumartesi

20.01.2012 Antalyaspor:1 - BJK:2 ST Süper Lig

Saha içinde ve saha dışında, masa başında ve perde arkasında futbolun beline beline gelen darbeler altında en azından sadece maçlar esnasında herşeyi unutup armaya odaklanalım takımımızı izleyelim diye ciddi ciddi kendimizi zorlayarak motive olmaya çalışıyoruz. Maç günü kulüpler birliğinden ve tff den gelen çeşitli açıklamalar aylardır hali hazırda içine sıçılmış tüm futbol ahlaki ve hukuki değerlerimizin biraz daha ayaklar altına alınmasına neden olmuş ve maç başlarken ne formsuz Simaonun ilk 11de olması, ne Egemenin eksikliği, ne Antalyanın yükselen grafiğini dert edecek  halimiz kalmıştı. Fakat ne olursa olsun 3 kulvarda devam etmekte olan takım bu şartlarda dahi olsa, nereye gittiği belli olmayan bir ligde dahi olsa rakipleri gibi bir şekilde puanları toplamalı ve yoluna devam etmeliydi.
Maçın ilk yarısında sahada gördüğümüz takım en az bizim kadar kafası karışmış, motivasyon güçlüğü çekmiş gibi görünmekteydi. Belki şu an ilk yarıda nelerin olmadığını ve ikinci yarıda nelerin değiştiğini konuşabiliriz, belki Almeidanın gol atmaya devam etmesini, takımın tüm eksiklere rağmen hanesine 3 puanı yazdırmasını dünden kazançlar olarak görebiliriz. Fakat ilk yarıda hakemin "göremediği" ve bu yüzden "veremediği" o gol maça dair tüm iştahımızı, tadımızı, tuzumuzu aldı götürdü. Evet bu bir hataydı ve benzerlerini yıllarca aleyhimize de yaşamış ve ne acı olduğunu gayet iyi bilen bir camiayız. Belkide sırf bu yüzden bu kadar tadımız kaçıyordu. Şimdi o dakikaya geri sarıp maçı oradan yeniden kurgulayarak devam edersek bir sürü farklı senaryolar üretebiliriz. Puan da kaybetmiş olabilirdik, maçı da kaybetmiş olabilirdik ya da çok daha rahat kazanmış da olabilirdik. Bunun önemi yok sonuçta rakibimizin buz gibi golü verilmedi ve biz bundan ziyadesiyle rahatsız olduk. Fakat doğrucu davutluk konusunda da kendimize zarar verecek boyutlara gitmenin bir alemi yok. 3 dakika uzamış bir maçın 6.uzatma dakikasında gol atarak kazanan takımların kahraman ilan edildiği bir ligde bizim kendimizi asmamız yersiz. Rakibimizin hakkını teslim ediyor olmamız bence yeterli. Sahada tüm eksikliklere ve zor şartlara rağmen -evet kötü oynayarak da olsa- 3 puanı almış kendi oyuncularımızın emeğine de çok fazla haksızlık etmemeliyiz.
Duruşuyla ve sanatıyla her zaman önünde eğildiğimiz Zeki Demirkubuz abimiz kadar abartıp "Bu galibiyete sevinen kendine Beşiktaşlı demesin.."  demesek te her birimizin boğazında bir düğüm oldu bu 3 puan.
Maç bitmek üzereyken İsmailin yaptığı hareketten sanırım oyuncularımızın da mental olarak ne kadar zor durumda olduğunu anlamalı ve onları eleştirirken biraz daha anlayışlı olmalıyız. Bezden yeni çıkmış çocukların altına işemesi gibiydi yaptırdığı penaltı ve aldığı kırmızı kart. Ona "ne yaptın İsmail" demeye çekiniyorum. Sağlık olsun evladım bir daha yapmazsın olur biter diyelim bari.