20 Eylül 2011 Salı

19.09.2011 BJK3 - Ankaragücü1 ST Süper Lig

Maccabiden sonra Ankaragücü galibiyetide   beklenen sonuçlardı asıl önemli olan bu maçlarda taşların biraz yerine oturması ve bazı mevkilerdeki ideal isimlerin tespit edilmesiydi. Zaten çözümlenemez bir sağbek sorunsalı geçen sezondan beri süre gelmekteyken Maccabi maçında Almeidanın sakatlanmasıyla acilen bu pozisyona da bir çözüm bulmak gerekiyordu. Eskisehir maçında bir parça , Maccabi maçında neredeyse bir devre izlediğimiz Edu bu noktada hocanın tercihi oldu. Açıkçası Pektemek dururken Edu tercihine ön yargım vardı ama yinede bakalım bu Edu ne tarz bir golcüymüş dedim. Görünen o ki tempolu oynanan bir maçta hücumda hareketlilik varsa Edu pozisyonlara  çok uzak kalacak. Daha çok ceza sahasında statik bir oyuncu. Fakat bu sadece fiziksel eksiklik değil, aynı zamanda top kontrolüde hedef golcü için çok kötü seviyede. Almeida fiziksel olarak Edudan daha iri ve hantal görünse de çok daha hareketli. Pektemek ise oyuna dahil olduktan sonraki kısa sürede hücumda daha etkili olabileceği sinyalini verdi.
Maçın genel seyrine baktığımızda  inanılmaz bir Fernandes etkisini görmezden gelemeyiz. Yıllardır bir türlü kullanamadığımız duran toplardan nihayet etkili olmaya başladık sayesinde. Yine bir korneri arka direkteki Eduya gönderdiğinde Edunun topu ıskalamasıyla başlayan kontra atakta Cenkin hatası sonucu yediğimiz golden sonraki 10 dakikalık süreç maç boyunca Ankaragücünün etkili olabildiği tek dönemdi. Bu dakikalarda merakla beklediğim belkide maçın anlamı olan şey ise geçen sene çok yaşadığımız "işler kötü giderken ayağa kalkma ve skora itiraz etme reaksiyonu eksikliği" durumuydu. Belkide bu maçtaki en büyük kazanımımız tamda bu oldu. Özellikle Fernandes ve Q7 nin skor için oyunu zorlamaları ve takımı ileriye itme çabaları büyük takım kimliğine yakışır bir tavırdı.  Üstelik hakem bu dakikalara kadar Ankaragücünün  sertliğine biraz fazla göz yummuş sarıkart eşiğini biraz yüksek tutmuştu. Bu şartlarda tempo yapmak ve rakibi baskı altına almak sürekli faullerle kesilmekten dolayı gerçekten zor görünüyordu.  Fakat neyseki takımın baskısı sonuc verdi ve direnç kırıldı. Q7 kaptanlığın etkisinden midir bilinmez daha fazla takım oyunu içinde göründü ve yine geçen maçta olduğu gibi güzel oyununu trivela asistiyle süsledi.
Bir önemli değişiklikte Sivok/Sidnei rotasyonuydu. Sidneininde bir fotoğrafını çekmek gerekirse gerçekten söylendiği gibi topu güzel kullanan ama maalesef resimlerinde görüp korktuğumuz gibi aşırı kilolu ve yavaş bir oyuncu. Attığı 2 golü değerlendirme dışında tutmak lazım zira ondan ilk olarak beklenen gol atma görevi değil. Çok fazla üzerimize gelen bir rakiple oynamadığımızdan çok fazla sırıtmadı ama süratli hücumcular karşısında ne yapar açıkçası pek emin değilim. Nedense "yeni Zago" gibi bir yakıştırma yapıldı ama bence stil olarak Ronaldoya daha yakın görünüyor.
Takımın kalanına baktığımızda yeterli olmasa da biraz daha canlanan bir Simao, 2 maçtır pozisyonuna daha hakim bir İsmail, eldekilerin en iyisi bir sağbek olarak Ekrem, sezon başından beri vasatın üzerinde oynayan Egemen, son 2 maçta yerini bulmuş ve kolay kolay o bölgede kendisinden vazgeçilmeyecek bir Aurello ve henüz gecen seneki temposunu yakalayamamış bir Necip izledik.
Şimdi bu 2 maçın moraliyle ve kazanımlarıyla Bursa karşısına çıkılacak ve asıl bu maçta olmuş muyuz olmamış mıyız görme şansımız olacak. Haydi rastgele umarım olmuşuzdur...

16 Eylül 2011 Cuma

15.09.2011 BJK5 - Maccabi Tel-Aviv1 UEFA E.League

Yazın ortasında yaşanan şike soruşturmasının futbola olan olumsuz etkisi tüm takımlarda olduğu gibi Beşiktaş'ta da fazlasıyla görülüyordu. Özellikle son 3 resmi maçta lige ve Avrupa kupalarına hiç hazır olmadığı sinyalini veriyordu takım. Fiziksel ve mental olarak bu sıkıntıların aşılması gerekiyordu. Resmi maç sayısı arttıkça liglerin geç başlamasından kaynaklı fiziksel sıkıntılar bir şekilde aşılacak olsa da  mental olarak aşılması için seri galibiyetler ya da bu akşamki gibi gollü galibiyetlere ihtiyaç vardı. Oynanan futbolun kalitesi, oyuncuların performansından ziyade takımın mental kazanımları adına güzel bir geceydi.
Eskişehir maçından bugünkü maça gelirken kadroda gördüğümüz değişiklikler Ekrem ve Aurello tercihleri oldu. Ekrem o bölgede her zaman bildiğimiz formundan farklı bir oyun sergilemedi. En nihayetinde her zamanki hali dediğimiz vasatın üzerine çıkmayan bir performanstan ibaret... Aurello içinse aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Gerçek bir önlibero nasıl oynar ya da oynamalıyı sahneye koydu. Sivok ve Egemenin hemen önünde her iki bekinde açıklarını görüp gerek defansı yönlendirerek gerekse kendisi defansın icine sızarak bu açıkları kapatmak suretiyle kelimenin tam manasıyla defansı "çekip çevirdi". Simao ve Q7nin tek yönlü oyunları yüzünden yıpranan kanat savunmalarının toparlanması adına bu çok mühim bir görevdi. Attığı gol futbolunun tuzu biberi oldu sadece.
Verdiği 2 asistle ve tribünlere keyif verecek 2-3 hareketle Q7 bir sekilde misyonunu tamamlamış sayılabilirdi fakat baştan sona etkisiz bir futbol sergileyen Simao için bunları söylemek pek mümkün değildi. Her ne kadar 2. yarı oyundan alınırken tribünlerin sevgi gösterisine maruz kalsa da aynı performansı gösterip oyundan  çıkan adan Holosko olsaydı sanırım bu şekilde alkış kıyamet kopmayacaktı. Bir başka merakla beklenen performans olan Fernandesin durumu ise ilk yarı olmasa da 2.yarı tatmin ediciydi.
Atığı 2 gol, pozisyonlardaki çalışkanlığı, geri dönüşleri, arzusu isteği... bunları görünce "oh ya bu adam bir başka" dedirten Almeidanın sakatlanarak oyundan çıkması tam bir şanssızlıktı. Herkes onun 442 oynayan bir takımda hedef santrfor olması gerektiğini, Beşiktaşa uygun olmadığını düşünse de, uygun toplara kavuştuğunda aslında çok üretken bir golcü olabileceğinin sinyalini verdi. Sakatlanmasından sonra oyuna dahil olan Edu ise tedirgin edici bir oyun sergiledi. Korkulan o ki sorun sadece adaptasyon değil ve büyük olasılıkla yeni bir "ne idüğü belirsiz forvet" sahibi olduk. Keşke Edu'yu değilde Pektemeği kazanmaya ve adapte etmeye çalışsak. Bu milli takım açısından da çok faydalı bir yatırım olacaktır.
Takımda sürekli forma bulan ve bunuda her maç oyun kalitelerini biraz daha arttırarak değerlendiren oyunculardan biride İsmail oldu. Bugün farklı skora rağmen defansif görevine çok sıkı bağlandı ve mümkün olduğunca yerini kaybetmeden oynadı.  Özellikle şu soldaki pozisyonda sürati yeterli olmasa bile pozisyon alması ve rakibini doğru yerde doğru şekilde durdurmasıyla " bu çocuk çok daha iyi olacak" sinyallerini verdi.
Grupta genel durum göz önüne alınırsa Maccabi muhtemelen diğer 2 deplasmanda da buna benzer mağlubiyetler alacak dolayısıyla bugünkü kazanım aslında çokta abartılacak bir puan avantajı oluşturmadı. Diğer maçta Dinamo Kievin müthiş baskılı oyununa rağmen beraberlikten fazlasını alamaması Stoke adına büyük bir kazanç sayılabilirdi. Bakalım sıradaki maçta deplasmanda Stoke karşısında nasıl bir direniş sergileyeceğiz.

11 Eylül 2011 Pazar

10.09.2011 ESES2 - BJK1 ST Süper Lig

 Uefa Eurolig  maçlarında berbat sinyaller veren takımı izledikten sonra ligin ilk maçıdır, Simao-Q7 oynayacak, ciddiye alacaklar vs. diyerek bu maçta bir silkinme bekleniyordu. Eskişehirin de bir çok değerli oyuncusunu kaybetmiş olması ümitleri arttırmış, Carvalhalin Gutiyi haklı gerekçe ile ve düzgün bir yol izleyerek kadroya almaması da takım adına olumlu bir hareket olmuştu. Fakat takımı Eskişehir karşısında (pardon takımı mı dedim?!? neyse) izledikten sonra hiçbir yönden yeni sezona hazır olmadığımızı ve bunun öyle kısa bir süre sonra düzelecek türden ufak tefek bir aksama olmadığını gördük.
Beşiktaşın kanatlardaki yıldızlarıyla üretkenlik arayışı Skibbenin bu bölgelerde 1e2 oyunuyla başlamadan bitiriyor, topla rakiplerinin üzerine giderek adam eksilten ve/veya duran top kazandıran Q7, karşısında bu baskıyı gördükçe aldığı bütün topları rakibe teslim edip geliyordu. Hatta gelmiyordu bile... Hoca bu tıkanıklığı Fernandesi kullanarak aşmak istediğinde de istediği üretkenliği yakalayamadı. Bir süre sonra farkettik ki Beşiktaş oynuyormuş gibi görünüyor fakat maçtaki pozisyonları Eskişehir yakalıyordu. Buna rağmen yenilen şanssız gol İsmailin çabasıyla ve çabukluğuyla yarattığı pozisyondan atılan golle telafi edilmiş en azından 2. devreye başlarken silkinip ipleri ele alma adına maçı dengelemişti. 2.yarının başlarında kısa bir süre de olsa Beşiktaşın "ben bu maçı kazanmak istiyorum" çabasına şahit olduk. Eskişehirse Mehmet Yıldızla yıprattığı defansın içine Batuhanı sokarak ve Velinin oyundan alınmasından sonra rahatlayan ortasahasına aldığı Telloyu onun hizmetine vererek bir hamle yaptı. Evet bu bir hamleydi, amacı vardı, sonuç vermeyebilirdi (-ki verdi) ama en azından bir mantığı vardı. Buna karşılık gol yedikten sonra Carvalhal oyuna Eduyu aldı bu Edu henüz takımdaki arkadaşlarının isimlerini mevkilerini bile bilmeyen taze bir transferdi. Zaten bi sağa koştu bi sola koştu 2 geri pas attı ve maçı tamamladı.
Maç geneline baktığımızda gol dışında Beşiktaşın aaahh! dedirtecek tek pozisyonu yok. Roland Koch gibi efsane bir kondüsyonere sahip olduğu halde takımın kondüsyonu yok. Geçen sezon temelleri atılmış ve omurgası oluşturulmuş bu kadronun artık takım gibi oynaması gerekirken sahada bir takım yok.
Neden olsun ki?
Geçen sezon mutfağa bir İtalyan aşçı almışız, adam vermiş elimize listeyi bizi pazara yollamış  kendisi de gelirken en özel soslarını almış gelmiş. Yapmış bi yemek "arkaya top atıyolar" demişiz. Başka bitane yapmış "antrenmanda çükünü avuçladı" demişiz. Aşçı "bu memlekette 60 yılından kalma yemekler yeniyo" demiş biz adama nasıl imam bayıldı yapılır onu tarif etmeye kalkmışız. En nihayetinde aşçıya yol verip tüm özel sosları ve malzemesiyle mutfakta baş başa kalmışız. Şimdi yeni bir aşçının eline bu sosları vermişiz hadi cacık yap diyoruz.  Cacık yapacaksan sana hıyar lazım. Brokoliden cacık olmaz.
Tayfur hocanın takımın başına gelmesi gelmemesi meselesi değil bu. Yarın Tayfur takımın başına geçse 2 hafta sonra yine bu futbol karşımıza çıkar. Çünkü 3 aydır boş ders kabilinde lige hazırlanmış bu takım. Çarşamba günü Maccabi maçında muhtemelen kazanacak olsada, peşinden hafta sonu Ankaragücünü yensede Beşiktaşın bu maçta verdiği görüntü yarışın içinde kalabilmek icin çok zamana ihtiyacı olduğu yönünde. Tek ümit ülke futbolunda yaşanan olaylardan diger büyük takımlarda etkilenmiş olsun ve onlarda Beşiktaş toparlanana kadar bol bol puan kaybetsin..