2 Nisan 2012 Pazartesi

01.04.2012 BJK:0 - Samsunspor:1 ST Süper Lig

 Hedefsiz kalmak bir futbol takımını tabiki etkiler fakat bizimkilerin yaptığı kendi kendini hedefsizleştirmek oldu resmen. Avrupada belirli bir noktaya erişmek ve bu yolda bizlere gurur duyulacak maçlar izletmek güzeldi. Bu uğurda ligdeki kayıplara "eyvallah" dedik. Zira bu sezon lig de lig değildi hani. Bir tarafta şike davaları, bir tarafta kim ne kadar ceza alacak muamması ve tüm bu karmaşa içinde apar topar devreye sokulan "süper final" yüzünden yoğunlaşan maç programı  sayesinde oyuncuların, teknik kadronun ve hatta bizlerin kafalar sütlaca dönmüştü. Bizim hoca bunu mağlubiyetlerde bahane olarak kullansa da bu gerçekten bir durum tespitiydi. Evet 3 günde bir maç yapılabilir ama bu her 3 günde 1 maç yapılır anlamına gelmez. Bu vaziyet göz önüne alındığında Avrupa maçları önemsenmiş ve ligdeki maçlar üvey evlat muamelesi görmüştü. Küme düşeceği 6 aydır aşikar olan Ankaragücü bile son puanını bizden almıştı. Bir takımın sık maçlar oynamasında mental ve fiziksel olarak  yaşayacağı handikaplardan fiziksel olanları Koch ve geniş kadroyla aşmaya çalıştık. Her ne kadar sürekli aynı bölgelerden eş zamanlı sakatlıklar yaşasak ta bununla bir şekilde mücadele ettik. Fakat takımın mental olarak maçtan maça hazırlanmasında güçlü bir hocanın eksikliğini yaşamışız gibi duruyor. Hocayı eleştirenlerin bir kısmı "yahu mecbur muyuz 433e neden bi'kere de 442 denemezsin be adam" diyor ama takımın koca sezon boyunca taktik antrenman yapma fırsatı bulamadığını, Ümraniyede 2 maç arası yenileme çalışmaları dışında bir şey yapamadığını kimse düşünmüyor. Bu durumda sabit bir taktikte ısrar etmek ve mümkün olduğunca oturmuş takımla devam etmek arzusu anlaşılabilir. Aynı zamanda bugünlerde "Veliye neden gol vuruşu çalıştırmıyorsun antrenmanlarda" diyenlere de hadi ordan diye gülebiliriz. Fakat tüm bunlar ve daha sayabileceğimiz bir çok handikap "ligin son 3 haftasında 9 puan alır ve süper finalde 2.lik hedefini elden bırakmayız" planımızın içine sıçılması için mazeret olamaz.
Dün ne mi oldu?
Maça başladık güzel hücumlarla, güzel mücadeleyle dolu tribünle keyifli bir ilk yarı izledik. Çok gol kaçırdık ama oynuyorduk en nihayetinde nasılsa atardık. Tıpkı evvelki hafta İBB maçında soyunma odasına giderken de böyle düşünmüştük. Takım canlı skor gelir... Fakat dün aynı zamanda oynanan Antalya-Bursa maçında Bursanın ilk yarıyı 2-0 önde bitirdiğini öğrenen Samsunlu oyuncuların 2. yarıda daha iştahlı ve motive oynayacağını fark edemedik. İlk devre sırıtan Burak oyundan çıkarılırken kulübede Edu, Mehmet Akyüz ve Bebe alternatifleri vardı. Bunlardan Bebe 45dk oynayabilecek kadar hazır değildi maçın 0-0 devam etmekte olduğu düşünüldüğünde hocanın takımda daha fazla yer almış Eduyu tercih etmesi belli bir mantığa oturuyordu. Fakat ilk yarıdaki oyundan eser kalmamış takım iyice şuursuzlaşmış birde üzerine boru gibi bir gol yemişti. Girdi çıkmadı ve verdik maçı. İşte dün olan biten budur. 
Ha böylemi olmalıydı? Tabii ki hayır. Fakat artık ipin ucu iyice elden kaçtı. 
Hoca önümüzdeki sezon bu takımda kalmayacağından adı gibi emin. Zaten o çok hoşumuza giden gözlerindeki kıvılcımda bu sebepten kayboldu. Bundan sonra yapılacak iş belli. Tayfur hoca Süper Final maçlarında takımın başına geçer, bu süre zarfında önümüzdeki sezon değil "önümüzdeki 4 sezon" yeni yönetimin çizeceği vizyona göre takımı kuracak idare edecek teknik direktörle anlaşılır. Ekonomik vaziyete göre kadro yapılanması üzerinde çalışılır ve bu hiç ıvırıp kıvırmadan açıkça taraftara beyan edilir. Popülist hareketlerle tribünlere yağcılık yapmadan çıkıp bir disiplin altında bu kulübün geleceği inşa edilir.
Bu budur, başkada bir yol yoktur...

27 Mart 2012 Salı

26.03.2012 İBB:2- BJK:2 ST Süper Lig

 "Ölmüş eşek kurttan korkmaz"  edasıyla silkelenip ayağa kalkar ve gerek son lig maçlarında gerekse play-off maçlarında beklediğimiz futbolu oynar diye umduğumuz Beşiktaş yine bir "zulumpiyat" gecesi daha yaşattı bizlere. Maçtan önce "gözüm-başım ağrıyo" diye beyanlarda bulunduğu söylenen Almeida-Q7 ve İsmailin oynamayacağını duyduk. Hoca sahaya Burak Kaplanı sürerek aylardır taraftarın çok istediği bir oyuncuya şans verdi. Burak da özellikle ilk yarı en azından kendisine "iyi futbolcuymuş" dedirtecek bir oyun sergiledi.
Maçın hemen başında o saçma sapan ortamda oynamaya çok alışmış İBB mesafe tanımaksızın kaleye çok pis şutlar atıyor ve bu esnada Beşiktaşlı oyuncular dengesiz esen bu rüzgar ve akın akın üzerine yüklenen rakip karşısında maça adapte olmaya çalışıyordu. Nitekim daha 5. dakikada ne olduğunu anlamadan kalemizde golü gördük. Bunun üzerine artık ufak ufak kendine gelen takım top oynamaya da başlamadı değil. Burak uzun zamandır özlediğimiz ceza sahasına dikine "paslar" (şişirme değil bildiğin pas) izletti bize. Pektemek bir kaç pozisyonda topla kalabalık içinde buluşup çok güzel dönüşlerle hücumlar başlattı. Ve tabi Fernandes yine akıllarımızı kitleyen kalbimizi fetheden futbolunu ortaya koydu. Üzerine çok şık birde gol atarak devreyi berabere bitirmemizi sağladı. 
Skor eşitliğini yakalamaktan ziyade özellikle ilk yarının sonlarında tutturulan oyun 2. yarı için çok şeyler vadediyordu. Öyle de oldu, artık rüzgarı da arkasına alan Beşiktaş yine müthiş bir Fernandes hücumu sonunda skoru lehine çevirdi. Fakat bu İBB denen mutant takım bu sahada rüzgara karşıda oynamayı pek bir becerir olmayı başarıyordu. Geriye düştükten sonra kaleyi ablukaya aldılar ve Cenkin başarılı performansına rağmen skoru eşitlemeyi becerdiler. Bu dakikadan sonra hoca galibiyet için her şeyi yapmak amacıyla Edu-Bebe-Mehmet Akyüzü oyuna aldı. Fakat bu oyuncuların her biri ayaklarına gelen topları direk kendi başlarına kullanmaya çalışınca son 12 dakika yalan oldu gitti. Belki hiç kurcalamasak mevcut takım yüklenip aradığı golü bulacaktı ama böylesine 3 hücumcu sokup onlara topla buluşunca tek başınıza gidin gol atın demek yok eğer dememişsen bile bunun bu şekilde cereyan etmesine göz yummak büyük hataydı. Şampiyonluk hedefinden uzaklaşmış olmak, kupa ve avrupa kupalarından elenmiş olmak takımın çok hedefsiz kaldığını düşündürüyordu herkese fakat 2. olarak CL katılma hakkını elde etmenin aslında ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu nedense çoğu insan algılayamıyordu. 
Bir zamanların "Holosko sendromu" şimdilerde "Veli sendromu"na dönüşmüş, taraftar her durumu, her maçı Veli üzerinden düşünür algılar olmuştu. Bu günlerde "Sadece koşmakla topçu olunmaz" sloganı dillerden düşmez oldu. Bu maçta da 2. golü yememizden hemen önce yakaladığımız bir kontra pozisyonda net golü kaçıran Veli yine taraftarın "orgazm ünitesi" olmayı becerdi. Ömrü hayatım boyunca bir maçı tek bir isim üzerine yıkarak nasıl stres atılır, nasıl rahatlanır bilemedim, yapamadım. Büyüklü küçüklü bir çok taraftar maç esnası ve sonrasında Forzada binmiş Velinin üzerine vuruyor kırbacı. Veli - Ernst- Necip eleştiriliyor takımda onları oynatan hoca da.. Muhtemelen bunları yerden yere vuranlar o bölgede Rüştüyü, Atınçı falan izlemek istiyorlar çünkü takımın bu 3 isim dışında önlibero mevkinde hani o "koşmakla topçu olunmaz" denen eforu, çabayı ve özveriyi sergileyecek adamı yok. Acaba kendi kendilerine soruyorlar mı neden bu mevkide oynayan her oyuncudan nefret ediyoruz diye? Acaba önlibero futbolun en nankör mevkilerinden biri olmasın? 
Hadi hepsini geçtim bu takım sezon başında saçma sapan işler yaparken bir Dinamo Kiev maçıyla Ernst-Hilbert - Veli gibi isimleri sahaya sürerek yakaladığı çıkış sayesinde o "koşmak dışında da meziyetleri olan" yıldızlarından verim alabilmeyi başarmamış mıydı. Acaba "koşmakla topçu olunmaz ama koşmakla takım olunur muydu?
Takımın başarısızlığından daha çok dar perspektifleriyle osuruktan yerlere akıl kırıntılarını takan, çevresel şartları değerlendiremeyen, içinde olduğumuz yarışın adaletsizliğini düşünmeyen, bireyci isimci tüketici ve her zaman aç bir taraftar güruhunun bu renklerle iştigali şahsım adına üzüntü vericidir. Acaba kaç sezon başarısız olursak bu güruh bünyeyi terk eder ve eski zamanlardaki Beşiktaşlı profiline kavuşulur..

22 Mart 2012 Perşembe

22.03.2012 Boluspor:1 - BJK:0 Ziraat TK


GS ve TS elenmelerinden sonra son yıllarda kupada etkili olan Beşiktaş için maçın önemi dahada artmıştı. Carvalhall de bir sakatlık olmasın niyetindeydi ki bütün Portekizlileri sahaya sürmüş elinden gelen en iyi 11le oynamaya çalışmıştı. Fakat bu maç için en iyi 11 bu muydu acaba? Bunun cevabını ilk yarı sahada gezinip duran nasılsa bir şekilde gol olur tur atlar geliriz havalarında oynayan takım verdi. Boluspor Bankasyada playoffa kalmaya odaklanmış bir takım olduğundan sadece maçın hakkını vermek adına sahaya çıkmış ve açık futbol oynuyordu. Beşiktaş ilk yarı biraz baskılı oynayıp golü bulsa turu kaybetmek çokta dert olmayacaktı Bolu için. Fakat koca 45 dakikayı bu kadar lakayıt ve etkisiz geçirince 2. yarıda Boluda farklı bir stratejiye büründü. Tur geçme ihtimali düpedüz karşılarında duruyordu. 2. yarı ilk yarıdakinin aksine oyunu kitlemeye çalışan bir Bolu izledik. Beşiktaşlı oyuncular her ne kadar maçın sakata gelmekte olduğunu fark etmiş ve yüklenmeye başlamışsa da Bolunun saha içi motivasyonu artmış ve direnci yükselmişti. Maçın sonlarına doğru yediği gole karşılık veremeyen Beşiktaş son yıllarda alışık olmadığımız şekilde kupaya erken veda etti.
2 gün önce Fatih Terim kendisini maçı ciddiye almayıp bir kaç as oyuncuyu oynatmamakla suçlayan basın mensuplarına keşke bir kaçını daha oynatmasaydım diye cevap verdiğinde ona hak vermiştim. Şampiyonluk mücadelesi veren ve Kadıköyde 2-0dan maç çeviren takımdan kupa motivasyonu beklemek zordur. Aynı şekilde Bolu gibi bir alt lig takımında, bozuk zeminde Q7nin, Simaonun, Fernandesin çok iyi konsantre olup harikalar yaratmasını bekleyemezsiniz. Carvalhall belkide maçı ciddiye alayım derken en büyük hatayı bu şekilde yapmış oldu. Oysa forma için fırsat bekleyen Mehmet Akyüz, Alves, Ersan gibi isimlerle başlanabilirdi, Simao ya da Q7 yerine Burak oynayabilirdi. Bu isimler bu maçı ciddiye alır ve kendini gösterir en azından daha istekli oynardı. Ha işler istendiği gibi gitmezse kulübene dönüp baktığında yanında Q7, Fernandes, Simao otruyo olurdu ki bir önceki kupa maçında Antep Belediye karşısında benzer havadaki maçı sonradan girerek çeviren isim Fernandes olmuştu.
Hocanın bu tercih hatası eleştirilmelidir belki ama diğer taraftan şartlar ne olursa olsun Beşiktaş formasının daha bu turda kupaya veda etmesine göz yuman sahadaki ruhsuzluk çok daha fazla eleştirilmeli.
Hala daha takımın play off maçlarına damgasını vurması yönünde bir beklenti var camiada. 2.lik için kalan lig maçları ve play off maçlarına odaklanma konusunda bir "yük" ten daha kurtuldunuz hadi bakalım şimdi o "eşit şartlar" altında bize top oynayın.