4 Ekim 2011 Salı

03.10.2011 G.Antep:0 - BJK:0 ST Süper Lig

Yoğun maç trafiğinde son maça çıkmadan önce milli takım davetleri ve federasyon kararları gündeme oturmuştu. Zaten 2-3 günde bir farklı bir kulvarda farklı takımlara karşı hazırlanmak sadece fiziksel olarak değil mental olarakta sıkıntılıydı. Üstüne birde Q7 oynar/oynamaz mac ertelenir/ertelenmez polemikleri kafaları iyice dumanlamış sahaya zihinsel olarak hazır olmayan bir takım çıkmıştı.
Hocanın sahaya sürdüğü 11de belki tek sırıtan Pektemekle Holoskonun birlikte oynatılması ve Stoke maçında göz dolduran Hilbert yerine Ekreme yer verilmesiydi. Hocanın Edu yerine bu iki boş alan seven hareketli hücumcuyu seçmesi uzun toplarla kontra fırsatları yakalayarak gol arayacağı anlamına geliyordu. Oysa maç başladıktan sonra gördük ki Antep öncelikle gol yememeyi amaçlıyor hücumlarımızda komple kendi sahasına gömülüyor ve atak sırasında yaptığı top kayıplarında akıllıca faullerle kontra yakalamamıza engel oluyordu. Bu durumda Holosko ve Pektemeke atılan uzun topları bu oyuncular ilerde tutarak pozisyon üretmemizi sağlayamaz hale geliyordu. Beğenmediğimiz Edu en azından stil olarak oyuna katkı yapabilecek bir alternatif olarak düşünülebilirdi. 
Son derslerdeki öğrencilerin konsantrasyon eksikliği gibi  ara öncesindeki son maçta isteksiz ve yılgın görünen takım kazandığı topları ivedilikle Fernandesle buluşturuyor oda 3-4 kişinin baskısına rağmen mücadele edip topu takımında tutuyor fakat Simaodan destek alamadığı ve kanatlarda etkin açılımlar yapamadığımız için bu topları  hücum etkinliğine dönüştüremiyordu. Son 3-4 maçta olduğu gibi bu yüklenme Fernandesin 70 dakika sonunda tükenmesine neden oldu. Kısır bir ilk yarıdan sonra ikinci devre Antep oyuna ağırlık koymak istese de Beşiktaş buna hemen karşılık vererek oyunu yine dengeledi. Fakat ardarda gelen birisi kesinlikle hatalı diğeri tartışılabilecek mahiyette 2 kırmızı kart oyunun akıbetini önemli derecede etkiledi. Zaten üretkenlikten uzak olan Beşiktaş için artık skor avantaj haline gelmiş oyunu tek yönlü oynaması kabul edilebilir bir hal almıştı. Antepse bu kartlardan sonra göstermelik hücumlar yapmış 9 kişi karşısında dakikalarca top gezdirerek sanki içten içe bu sezon alacağı ilk puana çoktan razı olmuş bir haldeydi. Alan razı satan razı olduktan sonra maç başladığı gibi bitti.
Yılgınlık ve eksik kalma dışında takımdan kaynaklanan sıkıntıların en önemlisi hücum bölgesi ile bir türlü irtibat kuramamak oldu. Bu sıkıntıyı Almeida sakatlandığından beri görüyoruz. Sahaya Holosko ve Pektemek gibi adamlar sürdüğümüzde onlara servis yapabilecek Guti denen oyuncumuzun artık futboldan vazgeçmiş olması bizi alternatif hücum taktiklerine itiyor, duran toplar ve kanat organizasyonlarına yöneliyoruz. Dünkü gibi kolu kanadı kırık vaziyetteyken Antep gibi lige hala başlayamamış bir takım bile buna engel olup gol atamadan maçı tamamlamamıza neden oldu. Rüştüde gayet gününde olunca aynı zamanda golde yemeden işi bitirmiş olduk.
Kağıt üstünde Antep deplasmanından 1 puanla dönmek fena değil gibi görünse de bu kadar kötü bir Antepi bulmuşken 3 puan alıp gelmemek bir kayıp olarak nitelendirilebilir. Artık önümüzde uzun hatta çok uzun bir ara var. Bu arada Almeida takıma dönmeli, Guti İspanyol gazetelerinde spor yorumcusumu, pompacımı, Beşiktaşın futbolcusumu yoksa rakı şişelerinde balıkmı olmak istediğine karar vermeli, Alves artık hazır hale gelip yarım bonservisi 3milyon euro edermi etmezmi bize göstermeli. Bakalım önümüzdeki günlerde bu -meli, -malı ların ne kadarı hayata geçecek.

30 Eylül 2011 Cuma

29.09.2011 Stoke City2 - BJK1 UEFA E.League

Avrupanın sınırlarını belirleyen ülkelerin takımlarından oluşan bu grupta belkide bu sebepten çok değişik futbol tarzı olan takımlar birbiriyle eşleşti. Bu yüzden her deplasman kendine has zorluklar içeriyor. Stoke maçından önce duymuş ve liglerindeki maçlarda az biraz görmüştük eski İngiliz usulü top oynadıklarını. Fakat başımıza gelmeden durumun vahametini anlayamamıştık. Bir futbol takımı oyun planını ceza sahası hizasından taç kazanmak üzerine kurar mı arkadaş.... Biz ki defans oyuncularına kızarız riske girme taca vur diye, dün "taca atma istersen kendi kalene at" diyesimiz geldi adamların taç ile ceza sahamızı bunaltmalarından.
Maça bu "değişik" takımın hallerine ayak uydurmakta güçlük çekerek başladık. Resmen sahada ve ekranların karşısında şaşkınlık yaşıyorduk. Adamlara göbeği komple boşaltsan yine taç çizgisine gidip ordan taç kazanmaya çalışacaklardı nerdeyse. Bir an önce topu yere indirip pas trafiğiyle bu yamyamca taktiği dizginlememiz gerekiyordu. Zira adamlar kenarlardan kullandıkları taç-korner-serbest vuruş gibi pozisyonlarda ceza sahamızda terör estiriyor kimi kaleciyi yıkıyor, kimi defansı dövüyor ve Fransız hakemde "this is britania işinize gelirse" gibilerinden hiç oralı olmuyordu. Q7 ve Fernandes in oyunun mayasını tutturma çabaları 15 dk sonunda attığımız golle sağlandı. Kötü oynarken golü atmıştık hatta hemen peşinden gol yemiştik ama bu aksiyon maçın kontrolünü elimize almamızı sağladı. Devre bitene kadar sahadaki "develeri" çok güzel gütmüş onlara "evet siz 1800 lerde kuruldunuz ama bu iş artık böyle yapılıyo" şeklinde futbol nasıl oynanır göstermeye başlamıştık. Devre bitmeden bir gol yakalayabilsek bunun tuzu biberi olacaktı ama sezon başından beri en güzel futbolunu oynayan takım "eninde sonunda atıcam" sinyali verdiğinden keyfimiz yerindeydi.
İkinci yarı başladığında rakip tekrar motive olmuş ve yine üstümüze gelmeye başlamıştı. Kağıt üzerinde bu skordan rahatsız olması gereken Stoke olacağından bizim hoca da skoru bu şekilde tutsak yeter mantalitesiyle oyun planında ya da oyuncularda bir değişikliğe gitmiyordu. Fakat defansımız artık yıpranmaya başlamıştı ve adamlar 60lı dakikalarda 3 değişikliğini kısa ve top yapan türden adamları oyuna alarak kullanmış ortasahada pozisyon üretip baskıyı arttırmışlardı. Bu değişikliklere yine skorun verdiği psikolojiyle reaksiyon vermekte geciktik. Saçma sapan bir pozisyondan penaltıdan golü yediğimizde maçın bitmesine 15 dk vardı ve bu dakikadan sonra Edunun yerine alınsın diye sayıkladığımız Holosko oyuna girdi fakat Aurellonun yerine. Bu dakikalarda da etkili olmayı başarsak ta gol üretemedik. Skor belki şaşılacak bir skor değil fakat rakibin "futbol kalitesizliği" göz önüne alındığında tam tersi olması gereken bir skordu.
Maçta gözlerimiz en çok Almeidayı aradı. Aslında iyi bir Guti'yide arardı gözlerimiz ama saolsun maç esnasında kendisini özlediğimizi farketmiş olacak yeni sevgilisiyle resmini İspanyadan bir twit atarak özlemimizi dindirdi. Q7 maçlara gereken ciddiyetle çıktığında ne kadar faydalı olacağını dün herkese gösterdi. Kaptanlıktan mıdır, avrupa arenası olmasından mıdır artık bilemem ama dün saçma sapan fauller yapmayan, tehlikeli ataklarda defansına katkıda bulunan, takımı yönlendiren bir Q7 izledik. Fernandes ise ligin ve avrupa liginin sanırım en faydalı ortasaha oyuncusu. Adam bankalardaki kiralık kasa gibi ne durumda verirsen ver topu asla kaybetmiyor ve sana geri veriyor. Egemen alındığında bu kadar faydalı olacağını sanırım alanlarda tahmin etmemiştir. Dün yine kendinden büyük işler yaptı. Takımın kalanında Edu etkisiz göründü. Belki bu maçta tercih edilmemeliydi, belki sonradan alınmalıydı ama onu hiç kullanamadık ve neredeyse bu yüzden 10 kişi oynadık.
Gecenin tesellisi Kievinde Maccabi deplasmanında 1-1 berabere kalması oldu. Zor deplasmanlardan kurulu bu grupta anlaşılan o ki zirveyi içsahada puan kaptırmayan takımlar alacak.  Bir başka tesellimiz ise takımın sonunda nasıl oynayabileceğini bize göstermiş olması. Artık umut kapılarını açıp salıyoruz tüm umutlarımızı sokaklara. Bu takım iş yapacak arkadaş...

25 Eylül 2011 Pazar

25.09.2011 BJK1 - Antalyaspor0 ST Süper Lig

3 gün önce mucizevi bir galibiyetle kazanma serisi oluşturan Beşiktaş için herşeyden önce bu alışkanlığın sürdürülebilmesi adına önemli bir iç saha maçıydı. Herkes yoğun maç trafiğinden şikayet eden oyuncu ve hocları " bi sizmi oynuyosunuz geçin bu işleri" şeklinde eleştiriyor ama bu hafta tüm takımlar yara sarıp dinlenecek ve kafalarını boşaltacakken Beşiktaş ve Trabzonspor önemli Avrupa maçlarına çıkacaklar. Bu yoğun trafik içerisinde hem oyuncuları rotasyona sokmak hem her kulvarda iddasını sürdürmek için kazanma alışkanlığı çok önemliydi.
Maça geçen haftanın etkili ismi Holoskoyla başlayan hoca, sağbek tombalasında bu hafta büyük ikramiyeyi Toramana verdi. Ortasahada Fernandes ve Aurelloyu dinlendirmek adına Ernst ve Veliye şans tanıdı. İlk yarı hücumda etkili olduğumuz çoğu pozisyonda gördük ki hoca Simaoyu ortasahada Veliyi daha çok solda kullanmaya çalışıyordu. Henüz geçen seneki çizgisine çıkamamış Necip ve Ernst'e rağmen ortasahada oyuna hakim olmayı başarmıştık. Pektemek tüm iyi niyetiyle alışık olmadığı kalabalık defansın kucağından kaçıp gerilere kadar geliyordu. Eğer bu dakikalarda yakalanan 3-4 pozisyondan birisi gole çevirilebilseydi, risk almadan, sıkıntı yaşamadan güle oynaya 3 puanı almak işten bile değildi. Fakat Beşiktaş yine bunun yerine son dakikasına kadar izleyenlerin "aman bi kazaya kurban gitmeyelim" duaları eşliğinde maçı tamamladı.
Sahada tartışmasız iyi diyebileceğimiz iki oyuncu Egemen ve Holosko oldu. Özellikle Holosko haketmediği "günah keçisi" etiketine rağmen çok güzel işler yaptı. Takımın sağ bek hariç defans hattı belkide en sıkıntısız bölgemiz haline geldi. Ağır olmasına rağmen oyun bilgisi ve tekniğiyle Sidnei hala kendisine verilen şansı berbat etmedi. Böyle oynamaya devam ederse herhalde o bölgede Egemenle birlikte ilk tercih edilen stoper olacak.
Carvalhal iyi kötü herkese eşit mesafede ve adil bir tavırla vekil hocalık görevini beklenenin çok üzerinde sürdürmeye devam ediyor. Bu farkedildiği için basının ürettiği "hoca Gutiyi harcadı" dedikodularına itibar etmiyor bunun tamamen Gutinin kabahati olduğunu düşünüyorum. Keşke geçen sezonun ilk yarısındaki Guti'yi tekrar izleme şansımız olsa...Ama bu sanırım olmayacak.
 Hocanın oyunun 2. yarısındaki müdahaleleri yine yerinde oldu. Her ne kadar beklenen kaliteden çok uzak olsa da Eduyu alması dahil gerekli hamlelerdi. Fakat gördük ki ne Edu nede Pektemek Almeida kadar etkili olamayacaklar.
En nihayetinde saçma sapan koşullarla başlamış olan bu ligde haneye yazılmış her 3 puan kardır. Hele hele hocamız kolaya kaçıp  elindeki en iyi 11 adamı sahaya sürmek yerine 3 gün sonra takımın çıkacağı Avrupa maçını da hesaba katarak nispeten güçsüz bir takımla sahaya çıkmışsa bu 3 puan daha da değerli bir hal alır. Tek sorun bu 3 puanı alırken 90dk stres yaşıyor olmak. Bir de bundan kurtulursak süper olacak...